8/9/2009

MONA ROZA

 

Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyvenin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller

 

Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar

 

Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek...

 

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

 

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar

 

Ellerin ellerin ve parmakların

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin ellerin ve parmakların

 

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat onikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

 

Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları

 

Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni

 

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım sığmaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

 

Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı

 

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

 

Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten

 

Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller

Dava Nedir?

25/4/2008

Dava Nedir?
Dava Bilal gibi kızgın kumlara ve taşlara rağmen ALLAH diyerek ölmektir…
Dava Yusuf gibi imtihana göğüs germek…
Köle olarak girdiği zindandan Peygamber gibi çıkmaktır..
Hamza gibi binlerce can feda etmektir…
Dava Halit bin Ziyat gibi şehitlere karışmak….
Dava Ebu Bekir gibi sadakat ister…
Cenneti değil yalnız Allahın rızasını diler…
Dava sahabe açken karnına iki taş bağlayan peygamberin davasıdır….
Dava atılan taşları tutup güller sunmaktır….
Dava düşman olarak girilen kapıdan dost çıkmaktır…
Dava bırakılan emaneti canı gibi korumaktır…
Dava Sümeyyenin örtüsü için canını vermesi Allaha canlarla gitmesidir…
Dava adaletin sevginin aşkın dostluğun sadakatin annesidir..
Dava yüz yaşında bile olsa Allahtan şehadeti dileyen Ebu Eyübel Ensarinin mücadelesidir…
Dava ezanlarda tek yürek olmak secdelerde Allaha varmaktır…
Ebu Cehillere dur deme…
Zalimlere göğüs germe…
Zülme direnme haklının yanında haksızın karşısında olmaktır…
Dava bir yetim görüldü mü koruma ve okşama Rasulün bile bir yetim olduğunu unutmama davasıdır
Bu dava gönül ister çokluk değil, birlik ister bu dava yüreğiyle Sevgiyle devleşerek iman ister
Dava safını belirlemek imanını güçlendirmek senin rızan için bende buradayım Ya Rabbi diyebilmektir
Dava çakıl taşları kadar denizler kadar çok günahı bile olsa onu affederek bir ALLAH a sahip olduğunu bilme
davasıdır….
ALLAH sabrınızı daim, azminizi baki, Davanızı mübarek kılsın
(amin)

CAHİD ZARİFOĞLU

30/8/2007

? SORU İŞARETLERİNDEN BİRİ  

 

Zulumdur dinlenen başlarsa eğilmiş

Gömleğin üzerine kadar çıkmış kalbteki kara leke

Dikilsen dağların ötesini tutar elin

Bir iki tank çer çöp olmuş gözüne perde

Petrol ya da banker sellerinde boğuluyorsun

Külçe külçe dolar ya da sefalet secden olacak yerde

O eski kadim iklim kimbilir nerde sürer

Perişan birkaç evde kimbilir veliler dilinde

Oturup konuşalım şunu. Bulsun kelimem kelimeni

Eğer uyku daha aziz esirlik daha ehven değilse

Bir deli akıl çırpınıyor aramızda

Rızık korkusu can korkusu baş mesele

Çıplan dünyadan çıplan ve gövdenden

O büyülü çiçekleri yol arın bir kere

Başını eğmiş zalimleri dinlersin

Dersin 'lokmam ellerinde'

Filistin bir sınav kağıdı

Her mü'min kulun önünde

De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır

De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine

 

  Unutulamayan Kahraman Hamzat Gelayev
 Hamzat Gelayev Çeçen cihadının efsane komutanlarından birisidir. Çarlık döneminden günümüze kadar Rus tahakkümünü kabul etmeyen kahraman Çeçen halkının direnişi oluşturan önemli ailelerinden Guhoy ailesine mensuptur.

Gelayev birinci Çeçen cihadının ilk günlerinden itibaren şehid oluncaya kadar direniş silahını elinden bırakmamıştır. Kendi ailesine mensup olan ve çevre bölgelerden gelen gençleri organize etmiş ve eğitmiştir. Bu şekilde direnişine çok büyük katkılar sağlamıştır.

Pankisi vadisinde bulunan eğitim kampının sorumlularından olan Gelayev burada binlerce Çeçen gencini eğitip özgürlük savaşınınsaflarına dahil etti. Kampın Rusya tarafından bombalanmasının ardından Çeçenistan'a dönerek sıcak savaşın içerisinde yer aldı. Cahar Dudayev zamanında 'Üstün Hizmet' madalyası kendisine layık görüldü.

Gelayev, heybetli duruşu, savaş konusundaki üstün zekası ve cesareti ile Çeçen halkı arasında adeta bir efsaneydi. Bir çok başarılı operasyon gerçekleştiren Galayev Rus birliklerine çok ağır kayıplar verdirdi.

Gelayev 28 Şubat 2004'te Rus askerleri ile girdiği bir çatışmada şehid düştü. Hamzat Gelayev şehid oldu. Ama onun mücadelesi ve bıraktığı miras hala Çeçenistan dağlarında yankılanmakta. Yetiştirdiği bir çok genç mücahid şimdi cihad saflarında üst rütbelerde hizmet verirken bir çok öğrencisi hem halk arasında hem makinalı silahlar başında bağımsızlık mücadelesinin bir eri olarak öğretmenlerine layık olmaya çalışmaktadırlar.

Çeçenistan; Cahar Dudayev Arslan Maşadov, Abdulhalim Sadullayev, Şamil Basayev ve Hamzat Gelayev gibi nice yiğitlere şahitlik etmiş büyük bir destanın coğrafyasıdır. Hamzat ve diğerleri görevlerini tamamlayıp verdikleri söze sadık kalarak rablerine iltica etiler.

Onların açtığı bu kutlu yolda yürüyen Müslümanlar, kendilerine emanet edilen sancağı devralmış ve zafere doğru adım adım ilerlemektedirler.

Ne mutlu onların yollarından yürüyenlere... Selam olsun sana Şehid Gelayev!

                 

“Kudüs, ey Kudüs

Seni unutursam ey Kudüs

Sağ elim hünerini unutsun!

Eğer seni anmazsam

Eğer Kudüs’ü bas sevincimden üstün tutmazsam

Dilim damağıma yapışsın”

Ey Kudüs! Peygamberleri öldüren ve kendisine gönderilenleri taşlayan sen! Tavuk yavrularını kanatları altına nasıl topluyorsa, ben de senin çocuklarını kaç kere toplamak istedim.” (Hz. Isa. Matta 37)

“Ey Kudüs! Allah’ın seçtiği toprak ve onun kullarının vatanı! Senin duvarlarından dünya, dünya oldu. Ey Kudüs! Sana doğru inen çiğ taneleri bütün hastalıklara şifa getiriyor. Çünkü geldiği yer, Cennetin bahçeleri.” (Hz. Muhammed. Hadis, Kütübüs-Sitte)


Ve sen ey Kudüs, ey Gazze, ey Ramallah! Yıllardır ırzı kirletilen kutsal topraklar! Topraklarımız…

Bugün çocuklarına sahip çıkmıyorsun. Babaları kanatlarının altında korumuyorsun.

Semaların ölüm kusuyor. Yerin bedenlerimizi yutuyor. Ey Gazze! Semalarından ölüm kusan roketleri, namluları kullanan lanetli kavmin çocuklarının, burada, benim semamda, benim toprağımda, benim muharip gemilerimde talim gördüğünü biliyor musun?

Ve sen ey Ramallah! Bağrına çocuk bedenleri düşüren helikopteri, uçağı kullanan pilotun, kardeşin olan Konya semalarında talim yaptığını biliyor musun?

Ve sen ey Kudüs, kirli ayağıyla toprağını çiğneyen lanetli kavmin askerlerinin Antalya’da, Toroslar’da, Akdeniz’de benim gemilerimin güvertesinde tatbikat yaptığını biliyor musun?

Ve sen Filistinli Ebu Iyad, Ebu Sayyaf, Muhammed, Abbas! Bağrına saplanan kurşunun parasının başka bir Müslüman memleketten sağlandığını biliyor musun?

 

Ecel kuşu gibi üzerinizde uçuşan İsrail deniz kuvvetlerinin helikopterlerinin hain-i Kebir Haşimi hanedanı işgali altındaki Akabe Körfezi’nden kalktığını biliyor musunuz?

Ve siz Çevik Efendi! Ahmet İsmail efendiler! Vicdaniniz rahat mı? İsrail askerlerinin kursun yağmuruna tuttuğu 12 yaşındaki çocuk ile babasının öldürülüşünü seyrederken ne düşündünüz?

İçinizden bir şey koptu mu? O görüntüleri izlerken karınızın, çocuklarınızın yüzüne bakabildiniz mi? Sokağa çıkıp arkadaşlarınızın yüzüne nasıl baktınız? Öldürülen Muhammed’in yaşıtlarının sokakta top oynadığını gördüğünüzde neler hissettiniz?

“Rabbimiz! İçimizdeki ahmaklar yüzünden bizi helâk mi edeceksin?”

Kudüs, ey Kudüs! Eğer seni unutursam, bağrıma kan kusan lanetli kavmin kursunu saplansın. Eğer seni en sevdiklerimden daha üstün tutmazsam, en sevdiklerimin acısı ile yüreğim dağlansın!